Mesaj önizleme 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Özel Öğretmenin Ücreti
02-16-2010, 06:32 PM (En son düzenleme: 02-19-2010 03:59 AM canmedinem.)
Mesaj: #1
Özel Öğretmenin Ücreti
Anne-babası yetiştirmek için çırpınıyorlardı. O da diğer tüm çocuklar gibi oynamış, gülmüş, ağlamış, okul çağına gelmişti... Okumak bu çocuk için bir mutluluktu, hem de tadına doyulacak kadar güzel bir mutluluk. Bu güzel alışkanlığı severek sürdürüyor, kitabın en iyi arkadaş olduğuna inanıyordu.
Bir gün babasının ona bir, armağan vereceği söylenince çok sevinmişti. Acaba kitab mıydı bu, yoksa bir başka armağan mı? Babası: "Sana yeni bir öğretmen tutuyorum" dedi. "Ne de olsa yeni şeyler öğrenmeyi seviyorsun. Böylece daha da gelişirsin."
O gün yeni öğretmen gelmişti. Gelmişti ama çocuk, "Bu nasıl öğretmen" diye sormaktan kendini alamamıştı. Yüzü hiç gülmüyordu. Seni hiç dinlemiyor, devamlı kendisi konuşuyordu. Sadece düğmesine dokununca susturabiliyordu. Bu ilk pürüzlere rağmen öğretmen, kendini çocuğa kabul ettirmeyi başarmıştı. Hoş birinci dönem okula öğleden sonra giden çocukla evdeki öğretmen yeterince ilgilenmese bile, okuldan gelir gelmez defter-kitap bir tarata atılıyor, çocuk öğretmenin önüne diz çöküyordu. Annesi, kardeşleri de yanında olduğu halde...
Eh işte... Okulun birinci dönemi de bitmiş, okulda sabahçılık başlamıştı. Böylece öğleden sonra geniş bir zaman olacak, çocuk da evdeki öğretmeniyle başbaşa kalabilecekti. Bu, gece yarılarına kadar uzanan bir eğitim süresiydi. Kış boyunca bu ikili eğitim başarıyla yürütülmüştü. Yaz yaklaşıyordu.
Evdeki öğretmen o gece yaz programını da açıklamıştı: Bundan sonra dersler öğleyin saat 14.00'de başlayacak, gece yanlarına kadar sürecekti. Bu programa sevinmemek elde değildi.
Çünkü öğretmenin cazibesi günden güne daha çok kendine bağlıyor, yalnız çocuğu değil, bütün aileyi etki alanı içine alıyordu. Ne de olsa çağdaş (!) modern (!) bir yaşama biçimi öğretiyordu.
Cinayetler, çarpık aile ilişkileri, içki, kumar hep cazip senaryolar halinde çocuğun ve ailenin önünden geçiyor, bu yüz kızartıcı resmi geçidi tüm aile derin bir huşu içinde seyrediyordu. îlk zamanlar, hayrette kalıp susturmuşlardı öğretmeni... Sonra sonra dilinden o kadar etkilendiler ki, düğmeye dokunmak kimsenin aklına gelmez oldu.
Akşamları eve gelen baba, öğretmenin gelişinden bu yana ailesinde bir değişiklik seziyor, ama bir anlam veremiyordu. Oğlunda kızında, acaib özentiler gelişiyordu. Karışı çağdaş olmak, kocasını modern yapmak düşüncesindeydi. Bu istekler gün geçtikçe çoğalıyor, onlarla birlikte huzursuzluklar da artıyor ve aile düzeni sarsılıyordu. Çocuk ders çalışmıyor, defter ve kitaplarını okul bitimi bir köşeye atıyor, evdeki öğretmeninden gençler için müzik dersi alıyordu. Böylece zevkçiliğe adım atıyor, okumayı ve kendisi gibi olmayanları ayıplıyordu.
Yarın Cuma idi. Kutlu, güzel bir gün. Eskiden çok severdi bu günü. Okuldan Cuma'ya yetişmek için nasıl da koşardı. Hutbeye yetişebilmek ne büyük mutluluktu. Oysa bir zamandır, içindeki duygular allak bullak olmuştu. Şimdi neyi sevip neyi sevmediğini bile doğru dürüst bilmiyordu.
Yarın Cuma, diye düşündü. Karneleri alacağız. Erken yatayım. Sabah namazına da kaç zamandır kalkamıyorum. Oysa ne güzeldi sabah namazları için uyanmak. Sabahın diriliğini, güzelliğini, tazeliğini içmek... Ne oldu bana? Bugün erken yatayım bari...
Düşündü ama, evdeki öğretmenin bugün bir sürprizi vardı. Ona kulak kabarttı:
Bu geceki dersi kaçırmayın, diyordu.
O da kaçırmayacaktı. Öğretmenin dizinin di-binden kalktığında saati gecenin iki otuzunu gösteriyordu. Epey geç olmuştu. Sabah erken kalkmalıydı. Karne günüydü. Alelacele yattı.
Ama sabah erken kalkamadı. Uyandığında okul saati çoktan geçmişti. Sabah namazının geçtiğim ise, artık hiç düşünemiyordu. Onun ikliminden uzaklaşan o kadar olmuştu ki... Hemen giyindi. Yüzünü yarım yamalak yıkadı. Masanın üzerine elini uzattı. Kitaplarım alacaktı. A, o da ne? Kitapların üzerinde bir karne durmuyor ipi?
Babası kapıya durmuş, onun hareketlerim takip ediyordu. Çocuk şaşırdı. Karneye baktı. Bir daha şaşırdı. Notlar perişandı. Gözlerim karneden kaldırdığında babasını gördü. Bakışları karşılaştı. Cuma'dan dönerken okula uğrayıp karneyi alan babasının bakışlarında suçlama var mıydı? Çocuk basını tekrar önüne eğdi.
Sabah namazlarının ikliminden uzaklaştığına, Cumalara bile hasret kalışına... sonra da karnenin azizliğine... Hangisine üzülsündü. Bambaşka bir çocuk olmuştu. Suçlanan ve suçlayan bakışlar tekrar karşılaştılar...
İkisi de bir pişmanlık içinde hissediyorlardı kendilerim... Evdeki öğretmen yaman ödetmişti ücretim... Hem de ne yaman. http://www.canmedinem.net

Ben Beni Biraktigim Zaman Sen Beni Birakma Ya Rab!
"İLAHİ ENTE MAKSUDİ VE RIDAİKE MADLUBİ AMIN...AMIN...AMIN...
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
Mesaj önizleme 


Foruma Git: