Mesaj önizleme 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Nefis Elimizi Kolumuzu Bağlamasın
02-24-2012, 06:22 PM
Mesaj: #1
Nefis Elimizi Kolumuzu Bağlamasın
Rabbü’l-âlemin bizi çok seviyor. Biz O’nu tanımadığımız için gereği gibi sevemıyoruz. Sanki Rabbimiz’i bize – hâşâ- diktatör gibi göstermişler… O’nun emrini yapmazsan hemen ceza verecek! Hayır, öyle değil.

Rabbimiz, bizi zarardan korumak için yasaklar koymuş. İstiyor ki biz dünyada da rahat edelim, ahirette de ebedi hayatın en güzellerini bize versin. Biz cennetteki nimetlerin güzelliğini bilmiyoruz. Onun için bu dünyada oraya heves edemiyoruz.

Oysa Rabbimiz, bize neler neler hazırlamış… Gözlerin görmediği, akla hayale gelmeyecek çeşitli nimetler… Bu nimetlerini hazırladığını Kur’an’da beyan buyurmuş:

“Şimdi hiç kimse kendileri için, yaptıklarına karşılık saklanan göz aydınlatıcı (nimetleri) bilemez” (Secde 32/17).

Bize o gizlenmiş nimetleri vermek istiyor. Biz yanaşmıyoruz. Oysa Allah, teşvik olsun diye kendi yaşadığımız zamanda “Allah dostlarını” bize ikram etmiş; onlar vasıtasıyla kendisini bize sevdirmek istiyor. Biz onlardan da kaçıyoruz.

Bu yolu öğretecek kimselerin yanına yanaşmaz, Allah’ı sevdirecek velilere de yakınlaşmazsak bunun zararı kime?

Bu dünyada iken çok çalışmak lazımdır. Bugün çalışmadıktan, Rabbü’l-âlemin’i tanımadıktan sonra öteki âlemde ne hayrımız olur?

Bu dünyada Rabbimiz bizi daima teşvik ediyor, bizi sevdiği için günahlardan arınma yolunu gösteriyor. Tövbe edenin geçmiş günahlarını siliyor. Ayrıca tövbekâr olan insana da yardım ediyor. Tekrar günaha girmesin, diye dostunu (evliyayı) ona dost ediyor ki tekrar günah işlemek istediği vakit, içindeki istek azalsın…

Biz kötülüğe ve kötü arkadaşlarla beraberliğe devam edersek ne oluyor?

İnsan kiminle beraber olursa, onun yaşantısının tesiri altında kalır. Kötü insanın yaşantısı bize tesir eder. Onun için Peygamberimiz (s.a.v),

“Kişi arkadaşının dini (ahlâkı) üzerinedir”(44) buyurmuştur.

Biz de Allah Teâlâ’ya dost olan insanları kendimize gerçek dostlar edinmeliyiz. İşte Allah dostlarının yanına gittiğimiz zaman, bu yüzden tövbe etmek önemli oluyor.

Çünkü Allah Teâlâ, kullarını teşvik için her zaman tövbe kapısını açık tutmuş. Herkese tövbe kapısı her zaman açıktır. Kendi kendimize de tövbe ediyoruz, ama büyük günahlara alışmış olan nefsimizi bunlardan kurtarmak için kendi tövbemiz bize yetmiyor. Eğer insanın kötü alışkanlıkları varsa, onlardan hemen vazgeçemiyoruz.

Allah Teâlâ’nın yardımı olmadan da olmuyor. Peki, Cenâb-ı Hakk’ın yardımını nasıl alacağız? Rabbimiz Teâlâ, yeryüzünde daima sevdiği kimseleri, büyük zatları, evliyaları her zaman bulundurmuş.

Allah dostları sayesinde insanlara bir firsat tanınmış oluyor. Allah dostlarının vasıtası ile tövbe etmek insana çok menfaatli olduğundan, babalarımız-dedelerimiz, eski büyüklerimizin hepsi illa ki bir âlimin yanında, bir mürşid-i kâmilin terbiyesi altında bulunmuştur.

Dedem 1950 yıllarında vefat etti. Bir gün,

- Evladım, dedi. Şu bizim memlekette -üstelik o zaman, Çorum’un 70.000 nüfusu vardı- kaç tane namaz kılmayan var, kaç tane ahlâkı kötü kadın var, kaç tane içki içen, ayyaşı, berduşu var hepsi bilinirdi, dedi. Şimdi iyileri sayar olduk. Neden böyle oldu? Çünkü Allah dostları terkedildi, insanımız kendi başına kaldı, kendi başına kalınca da insan nefsine güç yetiremez oldu, dünya ise aksine çok güzelleşti. İnsan nefsine daha ziyade hitap etti; şimdi her ne ararsan var!

Dedem bir de bugünleri görseydi ne derdi acaba?

İnsanın nefsine güç yetirebilmesi lazımdır. Bunun da yolu Allah dostlarına gönül vermektir. Onların gölgesi altına girmektir.

Gavs-ı Bilvânisi hazretlerinden ilk tövbe aldığım günlerdeydi… Mübarek rahatsızdı ve Diyarbakır’da hastahanede bulunuyordu.

Risale-i Nur talebelerinden bir kardeşimiz beni evine götürdü; annesi rahatsızmış. Muayene ettik. Evden ayrılırken bana bir soru sordu:

- Nefis nasıl terbiye olur?

Ben daha bu işleri bilmiyordum, cevap veremedim. Dediğim gibi ilk tövbe aldığım zamanlardı. Derken ben Gavs-ı Bilvânisî hazretlerinin yanına, hastahaneye geldiğim. Arkadaşım,

- Nerelerdeydin, diye sorunca,

- Bir hastayı muayeneye için evine gitmiştim, bana bir soru sordular, dedim.

O sırada bana sorulan soruyu arkadaşıma söyledim. O da mübareğe aynı soruyu sormuş olmalı ki, Gavsımız o gün bize şöyle sohbet etti:

- Şah-ı Nakşibend hazretleri, nefsi kırk ayaklı hayvana benzetirdi. Bu hayvanın başı insanın ağzının ortasındadır. Diğer ayaklarını da kalbin, letaifin, ruhun üstüne atmıştır. Böylece, onları esir etmiştir. Onlara istediğini yaptırır. İnsan, ne kadar âlim olursa olsun ilmi, nefsini terbiye etmeye yetmiyor. İnsan ne kadar âbid olursa olsun, inzivaya çekilmiş ibadet ediyor olsa da nefsini terbiye etmeye gücü yetmiyor. İnsan ne kadar hayır hasenat sahibi olursa olsun, nefsini terbiye etmeye gücü yetmiyor. Bilakis zarar da görebiliyor. İnsan, ben âlimim diye kendini beğenmeye başlıyor, ben çok ibadet ediyorum (âbid oldum) diye ibadetini önemli görmeye başlıyor, ben o kadar hayır hasenat sahibiyim, var mı benden başka memlekette bu kadar hayır hasenat yapan, diyebiliyor. İşte onun için, nefsin terbiyesi ancak Sâdât-ı kirâm efendilerimizin irşadıyla mümkün oluyor. İnsan onların elini tuttuğu vakit, o nazarı alır almaz, nefsin letaifleri ve kalbi tutan kolları felç oluyor. Sâdâtın nuru şifa oluyor. O zaman nefis, kalbi, letaifleri tutamaz oluyor. Onların yanına gidip geldikçe bu nefis böyle gittikçe çekilir, çekilir çekilir dize gelir toparlanır. Ve işte en sonunda nefis terbiye edilmiş olur.

Kardeşler!

İnsanın içinden dünya sevgisi çıkmazsa, gönlüne ilâhî aşk girmez. İçimizdeki nefsin istekleri, işlediğimiz kötülüklerin sebebidir. Dünyayı seven insanın özelliği nedir? Zevk ve sefa içinde olmaktır. Keyfini yapabilmektir. Çok para elde etmek için, “Canım, azıcık faizle bir şey olmaz” demek, nefsin bir tuzağıdır.

Nefis ıslah olursa o zaman isteği de meşru olur. İşte nefse onun için yol aldırmak lazımdır. Tarikat, nefse yol aldırır, terakki ettirir. Çünkü kötülük yapmak bizim elimizde değildir, nefsin bir sıfatıdır. Aslında içimizdeki iman duygusu bunu arzu etmiyor. Ancak imanımız, kalbimiz, nefsin esiri olursa kötülük yapmaktan kurtulamıyoruz.

Nefis bizi esir almış, elimizi kolumuzu bağlamış; biri gelip şu bağlanan kollarımızı açmazsa, bizi kim kurtaracak? Nefis bizi esir etmiş, istediğini yaptırıyor halde iken, kendi kendimize nasıl kurtulacağız? Mümkün değil. İşte bunun için bir Allah dostundan yardım almalıyız.

Onun için bu işi bilenler Allah dostlarının kapısından ayrılmamışlar. Bir tüccar gerçekten işi bilen biri ise hesabını, muhasebesini iyi yapar. Yaptığı işten çok kazandığını, eline geçen paradan anlar. Onun için insan, bir Allah dostunun kapısına varmalı ve ondan sonra üzerinde meydana gelen, gönlünde meydana gelen değişikliklere bir bakmalıdır. Hesabını ona göre yapmalıdır.

Rabbü’l-âlemin şu yeryüzüne o kadar çok peygamber göndermiş ki hepsi de aynı sözleri söylemişler, ayrı zamanlarda gelmişler, ama aynı inanç esaslarını anlatmışlardır. Telefon ile mi haberleşmişler, posta ile mi haberleşmişler, televizyon ile mi haberleşmişler de hep aynı kelimeyi söylemişler!

Allah birdir ve O’na iman edin, demişlerdir…

Onları takip eden bütün iman ehli de aynı şeyi söylemiş, âlimler hep bu hakikatleri anlatmışlar, şimdi bütün bu hakikatlere tersmi düşelim?

İşte aklımızı burada iyi kullanmamız lazımdır, kardeşler!


“Terbiye olmuş nefis, artık kötülük yapmak istemez.”


44) Tirmizi; Zühd,45


Dr. Ahmet Çağıl
Yar ile Şimdi
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul
Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
Mesaj önizleme 


Foruma Git: